IRAK’TA TÜRKMEN VARLIĞI

100 Yıldır Kanayan Yara IRAK’TA TÜRKMEN VARLIĞI 

Türkmenler, Irak’a büyük topluluklar halinde hicret etmişlerdir. Bu hicret, Horasan’a vali olarak gelen “Übeydullah Bin Ziyat” döneminde -yani hicri 54 yılında- gerçekleşmiştir. Übeydullah Bir Zayid, Türkmenlerden 2000 okçu ve savaşçı seçip Irak’a göndererek Basra’da yerleşmelerini sağlamıştır. Yazılı belgeler Übeydullah Bin Ziyat’ın bu savaşçıları Basra’daki Irak limanına yapılan dış saldırılara karşı koymak ve Yemen’de isyan eden oymakları bastırmak için kullandığını belirtirler. Bu Türkmenler, Araplarla karışıp Kuran-ı Kerim’in dili olan Arapçayı öğrenmiş ve Allah’ın rızası için İslam düşmanları ile savaşmayı sürdürmüşlerdir.

  • Türkmenlerin Irak’a Hicreti Başlıyor

Irak’a Türkmen hicreti, askeri nedenlerden dolayı devam etmiştir. Gelenler daha sonra Irak’ta yerleşip ticaret, sanayi, ziraat ve siyaset gibi değişik işlerde çalışmışlardır. Emanet ehli ve dürüst olan Türkmenler, Emevi Devleti’nin ilgisini çekmiş büyük bir kısmı orduda önemli görevlere gelmiştir. Bu sayede de Türkmenler, Emevi Dönemi’nden bu yana Irak ve Arap tarihinde önemli bir rol almışlardır. Abbasi Dönemi’nde de bu etkinlikleri sürmüştür. Böylece Türkmenler birbirini takip eden dalgalar şeklinde Irak’a girip, Abbasilerin çatısı altında Araplarla kaynaşmışlardır. Hicri 145 yılında, Halife Ebu Cafer El-Mansur, Bağdat şehrini devletine başkent yaptıktan sonra, Türkmenlere de özel yerleşim alanları tahsis etmiştir.

Bu gerçekler, Osmanlı fetihlerinden asırlar önce de Irak’ta önemli bir Türkmen varlığı bulunduğunu göstermektedir. Bölgenin Osmanlı idaresine girmesinden sonra ise Türkmen nüfusu ve etkinliği daha da artmıştır.

Osmanlı seferi ile çok sayıda Oğuz Türk’ü Irak’a girmiş ve yerleşmiştir. 1638 yılında IV. Murat’ın Bağdat seferinin ardından kent, Emevi idaresinden çıkarılmış ve Osmanlı’ya sadık olan Türkmenler buraya yerleştirilmiştir. Yeni gelen ve eskiden burada olan Türklerle aynı yerde yerleşip kaynaşmışlar ve böylece Irak’ta tek bir Türkmen etnik grubu oluşmuştur.

Türkmenlerin bölgedeki Araplar ve Kürtlerle olan ilişkileri de hemen her zaman dostane ve barışçıl olmuştur. Hepsi de ortak bir Müslüman kimliğinde birleşen bu üç halk, Osmanlı yönetiminde geçen asırlar boyunca, barış ve huzur içinde yaşamıştır. Bölgede huzursuzluklar, çatışmalar ve baskılar ise, Osmanlı yönetiminin yıkılmasının ardından başlamıştır.

  • Irak Türkmenleri’nin Durumu 

Osmanlı’nın Musul vilayetinin İngiltere tarafından haksız bir biçimde Türkiye’den alınmasıyla, Türkmenler Anadolu’dan koparılmışlardır. Bunun sonucunda, giderek daha fazla Arap milliyetçiliği temelinde tanımlanan bir ülkede azınlık durumuna düşmüş, bir yandan da bu milliyetçiliğe tepki olarak gelişen Türk milliyetçiliğinin hedefi haline gelmişlerdir.

Türkmenlere karşı Irak devletinin tavrı zaman içinde değişikliğe uğramış ve istikrarsız bir seyir izlemiştir. 1925’te ilan edilen anayasada hiçbir etnik gruptan söz edilmediği gibi Türkmenlerden de söz edilmemiştir. Ancak 1932’de Irak devletinin İngiliz mandasından çıkarak bağımsızlığını kazandığı günlerde, Irak’ın Milletler Cemiyeti’ne verdiği beyannamede; Irak Türkmenlerinin haklarının korunacağı, varlıklarının tanınacağı, kendi dillerinde eğitim yapmalarına izin verileceği, Türk dilinin Türk bölgelerinde resmi dil olmasının ötesinde, bu bölgelerde görev yapacak memurların mümkün olduğunca Türk kökenli olacağı konularında güvenceler verilmiştir. (Bilim Araştırma Vakfı,Musul, Kerkük ve Türkmenler İçin Gerçek Çözüm)

Irak’ta 1925 yılında çıkan ilk anayasa Kürtçe, Arapça ve Türkçe olarak basılmıştır. 1950 yılında hükümet, okullarda Türkçe dilinin kullanılmasını engellemeye başlamıştır. Daha sonra 24 Ocak 1970 tarihinde, resmi bir kanunla ilkokulda Türkçe eğitim yapma kararı aldıktan bir yıl sonra aynı hükümet, bu kararı yok sayıp okulları kapatarak Türkçe ile eğitim yapmayı yasaklamıştır. Türkmenlerin sıkıntılı dönemi ise, bütün Irak halkı için de son derece zor bir dönem olan Baas iktidarı yıllarıdır. Saddam Hüseyin’in kanlı rejimi ile özdeşleşen bu iktidar boyunca, Türkmenler büyük baskılara maruz kalmış ve bazı liderler tutuklanıp hapiste yatmışlardır. Irak hükümeti devamlı olarak Türkmen nüfusunu azaltmaya çalışmıştır.

  • Nüfus Yapılanması

Bugüne kadar Irak’ta yayınlanan bütün istatistiki bilgiler, Bağdat’taki baskıcı rejimin asimilasyonist politikası gereğince gerçek dışı rakamlardan meydana gelmiş olup, Irak’ta yaşayan Türkler %2’lik bir oranla gösterilmiştir. Dolayısıyla yabancı araştırmacılar yayınladıkları eserlerinde ve özellikle ansiklopedilerinde hep bu yanıltıcı kaynaklara dayanmışlardır. İşin en ilginç yanı, Türkmen nüfusu üzerindeki hesapların ustaca yapılmamış olmasıdır. Irak Planlama Bakanlığı’nın yayınlamış olduğu bilgiler ışığında, yönetimin iddialarını basit bir matematiksel hesapla çürütmek mümkündür. Irak Türkmen Cephesi’nin bir yayınında bu konuda şunlar yazılıdır: 1981 yılı istatistik tahminlerine göre 1.227.25 nüfuslu Musul, 402.067 nüfuslu Selahattin, 567.957 nüfuslu Kerkük, 637.778 nüfuslu Diyala ve 632.252 nüfuslu Erbil gibi Türkmenlerin bulunduğu vilayetlerin nüfus toplamı 3.467.269’dur. Aynı tahminlere göre Irak’ın toplam nüfusu 13.669.689’dur. Irak’ta yayınlanan kaynaklarca Türk nüfusun %2’lik bir nispet ettiği iddia edildiğine göre, bölgede bulunan 3.467.269 nüfusun sadece 273.393’ü Türktür ki, bu da bölgeye göre %7.88’lik bir oran demektir. Yani Irak’ın Türklerle meskun vilayetlerinde “her 100 kişiden ancak 8’i Türk’tür” anlamına gelir. Ancak bölge gezildiği zaman bu rakamın gerçeklerden çok uzak olduğu hemen göze çarpmaktadır. Hatta bazı vilayetlerde bunun tersini iddia etmek, daha doğru ve daha mantıklı olur. Ayrıca 1960’a kadar Kerkük nüfusunun %95’inin Türk olduğu bilinmektedir. Ancak daha sonra güdülen Araplaştırma politikası nedeniyle, on binlerce Arap ailesi Kerkük’e yerleştirilmiştir. Bunun yanı sıra Kürtlerle meskun civar illerdeki köylerin yıktırılması, Kürtlerin de Kerkük’e göç etmelerine neden olmuştur. Dolayısıyla 1980’li yıllarda Kerkük’teki ezici Türk yoğunluğu zedelenmiş ve %95’lik oran, %75’e düşürülmüştür.

Dolayısıyla, Irak’ta gelmiş-geçmiş iktidarlar ve özellikle Saddam Hüseyin’in baskıcı rejimi her ne kadar Türk nüfusunu gizlemiş ve az göstermiş olsa bile, Kerkük, Erbil, Musul vilayetleri, Selahattin ile Diyala’nın ilçe ve köyleri ile Bağdat’ta yaşayan 300.000 civarındaki Türkmen nüfusunun en düşük rakamla iki milyonun üzerinde olduğunu ispatlamaktadır.  (Irak Türkmen Cephesi, http://www.turkmencephesi.org)

Türkmenlerin yerleştiği bölgeler, Irak’ın kuzeyinin dağlık alanları ile orta ve güney bölgeleri arasındadır. Türkmenlerin yaşadıkları bölge, kuzey doğudan güney batıya kadar bir şerit şeklinde Irak’ın kuzey batısındaki Telafer’den, güney doğusundaki Mendili’ye kadar uzanmaktadır.

  • Saddam Rejiminin Uyguladığı Zulüm

Arap Sosyalizminin en acımasız temsilcisi olan Sadddam Hüseyin döneminde  (1980-2003), Türkmenlere uygulanan baskının dozu büyük ölçüde artmıştır. Bu baskıların bazı örnekleri şöyle sıralayabiliriz :
– Birçok yerleşim yerinin Türkçe olan adları Arapçayla değiştirilmiştir.
– Hamzalı, Beşir, Yayçı Kümbetler, Karahasan, Sarıtepe, Topuzova, Yahyaova gibi daha onlarca Türkmen köy ve yerleşim yeri yıkılmıştır.
– Devrim Komuta Konseyi’nin 29 Ocak 1976 tarih ve 41 no’lu kararı ile Türkmenlerin yaşadığı Kerkük ilinin adı Al-Tamim olarak değiştirilmiş ve en büyük ilçesi olan Tuzhurmatu, Saddam’ın doğum yeri olan Tikrit’e bağlanmıştır.
– 20 Ekim 1981’de 1391 no’lu karar ile Türkmenlerin Güney illerine tehcir edilmeleri kararlaştırılmıştır. Bu karar, son aylarda Kerkük’te yeniden uygulanmaya konulmuştur.
– 27.09.1984 tarihinde 1081 no’lu karar ile Türkmenlerin arazilerinin istimlak edilerek güneyden getirilen Araplara dağıtılması sağlanmıştır.
– Yine aynı konseyin 8 Nisan 1984 tarih ve 418 sayılı kararı ve 11 Eylül 1989 tarih ve 434 sayılı kararı ile Kerkük’te Türkmenlerin gayrimenkul satın almaları yasaklanmıştır.
– Binlerce Türkmen, Irak yönetiminin insanlık dışı uygulamalarına maruz kalmıştır.
– Irak yönetiminin ırkçı ve insanlık dışı uygulamalarının en açık örneği, Saddam kuvvetlerinin 31.08.1996’da KDP’nin daveti üzerine Erbil’e yaptığı baskın sırasında yaşanmıştır. Irak kuvvetleri ve güvenlik birimlerinin, Türkmen okullarına, kültür merkezlerine düzenlediği baskınlar sırasında 34 Türkmen öldürülmüş veya tutuklanmıştır. Tutukluların akıbeti hakkında bugüne kadar aileleri ve Türkmen cephesi sağlıklı bir bilgi elde edememiştir. Konu, BM İnsan Hakları Komisyonu’nun (A/51/496/add.18 Kasım 1996) raporunda tescil edilmiştir.

Ülkede Türkmen varlığını yok etmek için uygulanan yoğun asimilasyon politikaları son zamanlarda etnik temizlik boyutuna varmıştır. Kerkük’ten uzaklaştırılan Türkmenlerin sayısı 2002 yılında 1000 aileyi aşmıştır. Bunların yerine Arap aileler yerleştirilmiştir. Türkmenleri göç ettirmek ve yerlerine Arapları yerleştirme politikası çok eski bir politikadır ve Irak yönetimi tarafından yıllarca sistematik olarak yürütülmüştür.
Türkmenleri hedef alan diğer uygulamaların başlıcalarını sıralamak gerekirse:
– Türkmenlerin kendi dilleri ile eğitim yapmaları yasaklanmıştır.
– Resmi dairelerde bile aralarında ana dilleri ile konuşmaları yasaktır.
– Türkmenlere gayrimenkul alım-satımı yasaklanmıştır.
– Her türlü ticari aracın alım-satımı yasaklanmıştır.
– Mahalle, köy ve şehirlerin Türkçe adları değiştirilmiştir.
– Kerkük başta olmak üzere Türkmenlere ait verimli tarım arazileri, yönetim tarafından istila edilerek yönetime yakın kişilere dağıtılmıştır.
– Türkmen bölgelerinde, camilerde Türkmence vaaz ve hutbe verilmesi yasaklanmıştır.

  • Yeni Yönetim Nasıl Olmalı?

Irak halkına 30 yılı aşkın bir süredir acı çektiren acımasız Baas diktatörlüğünün 2003 Nisanı’nda ABD müdahalesi ile yıkılması, Irak için yeni bir geleceğin başlangıcıdır. Ama bu gelecekte ülkedeki tüm etnik ve dini grupların haklarına saygı gösterilmesi zorunludur. Irak, ancak bu takdirde barış ve huzura kavuşabilir.

Türkmenlerin de dileği, demokratik, özgür ve güvenli bir Irak’ta yaşamaktır. Bunun için gerekli olan düzenlemeler, kendileri tarafından şöyle sıralanmaktadır :
Siyasal sistem; demokratik parlamenter rejim olmalıdır. Yönetim tarzı, temsili demokrasiye dayanan cumhuriyet olmalıdır. Bu yolla, parlamenter rejim aracılığıyla Irak Demokratik Cumhuriyeti’ni oluşturan toplulukların yönetimde nüfus oranlarına göre adil bir şekilde söz sahibi olması gerçekleştirilebilir.
Irak’ın resmi dili, Irak halkının çoğunluğunu oluşturan üç topluluğa ait dillerdir.
Yasama organı; serbest, eşit, genel ve gizli oy, açık sayım döküm esaslarına göre, bağımsız yargı denetimi ve gözetimi altında, mevcut toplulukların nüfus oranına göre temsilini esas alan bir biçimde oluşturulmalıdır. Topluluklar kendi temsilcilerini doğrudan seçebilme hak ve yetkisine sahip olmalıdır.
Yürütme organı; parlamenter sistemin mantığına uygun olarak cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulundan oluşur.
Cumhurbaşkanı, yasama organı tarafından nitelikli bir çoğunluk (üçte iki oran gibi) tarafından seçilmelidir.
Bakanlar kurulunda, bakanların dağılımında toplulukların nüfusuna göre temsili esas alınmalıdır.
Başbakan en fazla nüfusa sahip topluluk vekilleri arasından Cumhurbaşkanınca atanmalıdır. Nüfusa göre en fazla oya sahip ikinci ve üçüncü topluluk vekilleri arasından, mutlaka birer başbakan yardımcısı seçilmelidir. Topluluklara ait başbakan yardımcıları, ilgili topluluk vekillerince kendi aralarından belirlenmelidir.
Irak’ın yönetim biçimi; merkezi idare esas alınarak yetkileri ve imkanları artırılmış mahalli idarelerden oluşur. Merkezi idarenin taşra teşkilatını oluşturan illerin yönetiminde yöneticiler, toplulukların oranları esas alınarak seçimle işbaşına gelmelidir. Mahalli idarelerin organları seçimle işbaşına gelmelidir. Mahalli idarelere bölgenin ihtiyaçlarını en iyi bir şekilde ve ülke çapındaki standartlarla da uyum içerisinde olmak şartıyla gerçekleştirilmesi için mali imkanlar tanınmalıdır.
Yargı yetkisi; Irak halkı adına bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından yerine getirilir. Yüksek yargı üyelerinin belirlenip atanmasında, toplulukların nüfusa göre temsili esas alınmalıdır.
Herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez haklara sahiptir.
Herkes dil, din, ırk, mezhep, cinsiyet ve felsefi inanç ve kanaat farkı gözetilmeksizin kanunların uygulanması açısından eşit haklara sahiptir.
Topluluklar, kendi dilleriyle eğitim ve resmi merciler önünde kendilerini temsil ve savunma hakkına sahiptir.
Topluluklar, kendi dilleriyle kültürel etkinliklerde bulunma, sözlü ve yazılı yayın yapma hakkına sahiptir.
Fertler, inanç ve ibadet hürriyetine sahiptir. İnancından dolayı kimse kınanamaz ve cezalandırılamaz.
Herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Mülkiyet hakkına ilişkin getirilecek olan sınırlamalar, kamu yararı amaçlı olmalıdır. Kamulaştırmanın yapılması zorunlu hallerde, kanunla belirtilen şartlara uyularak gerçek bedelinin ödenmesi esastır.
Irak Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri ve Kolluk Güçleri’nin oluşumu ve yapılanmasında toplulukların nüfusuna göre temsili esas alınacaktır. Mahalli bazdaki mevcut silahlı unsurların varlığına son verilecektir. Irak Cumhuriyeti uluslararası hukukun gereklerine uymayı ve anlaşmaları iç hukukunda uygulamayı kabul ve taahhüt eder. (Irak Türkmen Cephesi, “Türkmen Vizyonu”, http://www.turkmencephesi .org/turkmen_vizyonu.htm)

Türkmen toplumunun büyük çoğunluğunun temsilcisi olan Irak Türkmen Cephesi, yukarıda açıklanan ve özetinde Irak’ta yaşayan bütün toplumların ve insanların her türlü (siyasi, idari, sosyal, ekonomik, kültürel vb.) haklarının anayasal güvence altına alındığı toprak bütünlüğü ve siyasi birliği korunmuş bir Irak’ın oluşturulması kararlılığındadır.

  • Irak Türkmen Cephesi

Türkmenlerin siyasi hareket ya da partileri, 1970’li yılların sonunda ortaya çıkmıştır. Genel olarak bakıldığında, Kuzeyde Kürtler ile Orta ve Güney Irak’taki Şiilerde olduğu gibi Bağdat yönetimlerine karşı muhalefet, Türkmenler arasında rastlanan bir durum değildir. Ancak ülkede giderek artan gerilim, Türkmenlerin de kendi haklarını korumak için birlikte hareket etmeleri ihtiyacını doğurmuştur. Bugün Türkmen mücadelesinin bayrağı, Irak Türkmen Cephesi tarafından taşınmaktadır.

24 Nisan 1995’te kurulan ve Türkmenlere ait parti ve kuruluşları birleştirmeye çalışan Irak Türkmen Cephesi, Irak Milli Türkmen Partisi, Türkmen Partisi ve Türkmen Birlik Hareketi’nin biraraya gelmesiyle kurulmuştur. ITC’nin hedefleri, Irak Türkmen halkı ve diğer halkların Irak’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde meşru haklarına kavuşması, Irak’ta insan hakları ve özgürlüklerini gözeten demokratik ve çok sesli bir rejimin kurulması, Irak’ta yaşayan tüm etnik grup, din ve mezhepteki halklara eşit bir biçimde muamele edilmesi ve siyasi-idari yapının eşitlik esaslarına göre yapılandırılmasıdır. Erbil’de kurulan bu cephe, ilk kurultayını 4-7 Ekim 1997’de, ikinci kurultayını da 20-22 Kasım 2002’de gerçekleşmiştir. ITC’nin Başkanı ise Sanan Ahmet Ağa’dır. ITC’nin kuruluşları ise şunlardır:
1- Türkmen Şurası: Şura’ya, Şura sekreterliği, denvetleme ve disiplin kurulları bağlıdır.
2- Yürütme Konseyi: ITC Başkanı ve altı üyeden oluşan konsey Şura tarafından seçilir.
3- ITC Daireleri: Siyasi ve Dış İlişkiler Dairesi, Güvenlik Dairesi, Enformasyon Dairesi, Eğitim ve Kültür Dairesi, Sağlık Sosyal ve Yardım Kuruluşları Dairesi, Araştırma ve Planlama Dairesi’dir.

  • Türkmenlerin Davasına Türkiye Cumhuriyeti Destek Vermeli

Türkmenlerin vizyonu, kendileri tarafından şöyle ifade edilmektedir:
Türkmenlerin gözü tek hedefe kilitlidir: Türkmenlerin varlığı ve hakları anayasa teminatına kavuşturulsun, toprak bütünlüğü korunan Irak’ta hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına saygılı, demokratik bir cumhuriyet kurulsun, etnik ayrım yapılmaksızın bütün Irak halkına eşit haklar tanınsın, Arap ve Kürtlerin Türkmenleri asimile eylemlerine bir daha imkan vermeyecek yeni düzenlemeler yapılsın, kaybedilmiş bilumum hak ve hürriyetleri iade edilsin ve nihayet bütün bu düzenlemeler Türkiye’nin de teminatçı (garantör) devlet olarak imzalayacağı bir anlaşma ile Birleşmiş Milletler’in kontrol ve takibine emanet edilsin, ayrıca Irak ile Türkiye ve diğer komşu devletler arasında ikili üçlü teminat anlaşmaları da aktedilsin ki tekrar kötüye dönüş mümkün olmasın. (http://www.iturkmen.subnet.dk/ _864170.html)

  • Sonuç; Osmanlı Vizyonu İle Irak’a Bakış

Türkiye’nin bu mücadeleye destek vermesi ise, kendisiyle aynı soydan gelen, aynı inancı paylaşan ve aynı dili konuşan mazlum bir halkın hakkını korumak anlamına gelmektedir.
Türkmenlerin haklı mücadelesini desteklemek, onları korumak, bunun için Türkmenler ile Kürtler ve Araplar arasında diyalog ve işbirliğini teşvik etmek ve buna öncü olmak Türkiye için çok önemli bir sorumluluktur. Türkiye sahip olduğu geleneksel barışçı dış politikayı ve tarihin kendisine yüklediği “Osmanlı vizyonu”nu birleştirerek bölgeyi kucaklamak ve bölge halkının tümünü kazanmak durumundadır. Bu ise ancak Türkmenleri  ortak değerler üzerinde birleştirecek ve Türkiye’ye sempatiyle bakmalarını sağlayacak bir “kültür politikası” ve ekonomik entegrasyon başlatarak mümkün olacaktır.

GENEL BAKIŞ | MUSUL-KERKÜK MESELESİNİN TARİHÇESİ | TÜRKMENLER
MUSUL-KERKÜK VE TÜRKMENLER İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM | MAKALELER

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: